Şair, yazar, çevirmen, akademisyen…  Kısacası yazıya adanmış bir hayat. 52 yıldır yazın hayatına devam eden Ataol Behramoğluyla geleceğin teminatı olan çocuklar üzerine konuştuk. Tabii edebiyat da  işin içerisinde…

Günümüzde kime hobilerini sorsanız, ilk aldığınız yanıtlardan biri kitap okumak oluyor. Ancak bu konuda yapılan araştırmalar kitap okuma oranının çok düşük olduğunu gösteriyor. Küçük yaşlardan itibaren kitap okuma alışkanlığı olmayan bir bireyin ileriki yaşlarda bu alışkanlığı kazanması da her zaman kolay olmuyor tabii ki. Eğitim sistemi ise bu sorunun tam merkezinde yer almakta. Behramoğlu eğitimin ciddi bir konu olduğunu ve gençler üzerindeki etkisinin uzun yıllar devam ettiğini söyledikten sonra sözlerine şöyle devam ediyor:

“Eğer bir ülkenin gençleri edebiyata sanata ilgi duymuyorsa kültüre ilgi duymuyor demektir. Çünkü edebiyat kültürün ayrılmaz bir parçasıdır. “

“Maalesef günümüz gençleri edebiyatı önemsemiyor. Aslında bu durum eğitimle alakalı. İnsanlar bir konuda eğilim duymaya çocukluk dönemlerinde başlarlar. Bizim eğitim sistemimizde de çocuklarımızı edebiyata yönlendirecek herhangi bir eğilim ve böyle bir ölçü görmüyorum. Bir çocuğun edebiyata meraklı olması tamamen eğitimin konusudur.  Her şey eğitimle başlar. Eğitim ciddi bir konudur. Eğer bir ülkenin gençleri edebiyata sanata ilgi duymuyorsa kültüre ilgi duymuyor demektir. Çünkü edebiyat kültürün ayrılmaz bir parçasıdır.”

Çocuğun edebiyata ilgi duyması için ortaokul döneminde okuma alışkanlığı edinmesi gerekiyor. Çünkü okumayı yeni öğrenen çocuk yeni bir şeyler okumaya meraklı oluyor. Çocuk kitaplarının çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını karşılayan, zihinsel, duygusal ve ruhsal gelişimini desteklemesi gerekiyor. Çocuk edebiyatının ülkemizdeki durumunu Behramoğlu şu şekilde değerlendiriyor: “Çocuk edebiyatı konusunda Türkiye’de görebildiğim kadarıyla herhangi bir ciddi bir çalışma yok. Yetenekli yazarlarımız var ve onlar kendi sağduyularıyla ellerinden geleni yapmaktadırlar. Örneğin; Gülten Dayıoğlu, Yalvaç Ural ve pek çok önemli çocuk edebiyatı yazarımız var. Çocuk edebiyatına daha çok yönelmeliyiz ve önemsemeliyiz.”

Çocuk edebiyatı çocuğun duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimine katkı sağlar. Masal, hikaye ve fabl çocuk edebiyatının içinde yer alırken şiiri ise diğer türlerden ayırmak gerek. Şiir, bambaşka dünyalarının kapısını aralar. Çocukların hayata farklı bakış açılarıyla bakabilmesi adına şiir önemli bir unsur. “Karacaoğlan’dan ve Orhan Veli’den bir şiir ezberlemeden geçen bir çocukluk bana göre boşa geçmiş demektir.”  diyen Behramoğlu çocuk ve şiir üzerine açıklamalarda bulunuyor:

“Karacaoğlan’dan ve Orhan Veli’den bir şiir ezberlemeden geçen bir çocukluk bana göre boşa geçmiş demektir.”

 “Çocuk ve şiir denildiğinde aklıma ilk olarak dil olgusu geliyor. Anadil en yoğun anlatımını şiirde bulur. İyi şiir ise ana dilin en yoğun ve en ifade gücü yüksek biçimde dile getirilmiş olmasıdır. Eser hem içerik olarak evrensel değer taşımalı hem de ulusal değerleri yansıtmalıdır. Bu bütün diller için geçerli bir olgudur. Türkçe’nin en olağanüstü en özlü biçimini geleneksel şiirimizde Karacaoğlan da, modern şiirimizde ise Orhan Veli de görürüz. Karacaoğlan’dan ve Orhan Veli’den bir şiir ezberlemeden geçen bir çocukluk bana göre boşa geçmiş demektir.”

Dil, edebiyatın temel taşı olduğu gibi kültürün de taşıyıcısıdır. Bir milletin yarattığı edebiyat, o milletin kültür birikiminin bir yansımasıdır. Dil olmadan ne kültür ne de edebiyat olur. Şiir de dilin en yoğun anlatımı olduğunu söyleyen Behramoğlu şiiri olmayan bir toplumun geleceği hakkındaki görüşlerini aktarıyor: “Şiiri olmayan toplumun dili yozlaşmış olur. Dili yozlaştığı içinde düşünme yeteneği azalır. Duygulanma yeteneği azalır. Duygusal derinliği sığlaşır. Kültür bilinci zayıflar. Bilimi olmayan toplum gibi şiir olmayan toplum da ikinci üçüncü sınıf toplum olurlar. Giderek de silinip giderler.”

Geçmişle gelecek arasında bir köprü olan edebiyat kültürün aktarılmasında önemli bir rol oynar. Geçmişini bilmeyenin de geleceğinden söz edilemez. Türk edebiyatı binlerce yıllık bir geçmişe sahip. Masallar ise Türk edebiyatındaki en eski tür. Masallar hem eğitici hem de eğlendirici yapısıyla çocuğun gelişimi açısından önemli olmakta. Masalı düz yazıyla değil de şiir tadında anlatmayı tercih eden Behramoğlu Yiğitler Yiğiti ve Uçan At Masalı kitabı hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor:

“Ölümsüz yaşam ve sonsuz gençlik arayışının hep böyle bir düş kırıklığıyla sona ermesi üzerinde bir efsanedir. Bu efsaneyi bize uyarlayarak yeniden yorumladım. Yorumlarken akıcı bir form kullanmaya çalıştım daha da önemlisi bizim yaşama kültürümüzün öğelerini kullanmaya çalıştım. Sonunda ise  ölümsüz yaşam ve sonsuz gençliği insanın bulunduğu yerde derinleşmesiyle ulaşabilecek amaçlar olduğunu ve hiçte bir belirsizlikte aramanın anlamadığını vurgulamaya çalıştım.”

Kuşaklar arasında uçurumlar olduğunu yadsınamaz. 1980 dönemi çocukları ile günümüz çocukları arasında ciddi farklar olduğunu dile getiren Behramoğlu, “…olumsuzluklara engel olmak olumluyu geliştirmek gerekiyor. İnsani değerlerin korunarak değişmek en doğrusudur. Bu da toplumu yönelten erkin bilincin elindedir. Çocuklara tabii ki teknolojiyi yasaklayamayız. Buna gerek ve imkan yoktur. Ama bilgi edinmede pasif bir algı ile sınırlamamak gerek. Sadece bilgisayarla çocukları eğitemeyiz. Okumak son derece önemlidir bu aktif bir durumdur.” diyor.

…Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
/…/ …/
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın
/…/
Ve geleceğimizin biricik umudu…

 

Bebekler ise saflığı ve iyiliği temsil eder. Bir çocuğun ırkı,ulusu ve dini onu diğer çocuklardan ayırmıyor.  Çünkü özünde hepsi aynı. İlerleyen yıllarda çevre faktörüyle değişime uğrayıp kişilik kazanıyorlar. Behramoğlu  ‘Bebeklerin Ulusu  Yok’ şiirinin hikayesini şöyle anlatıyor:

“Bu şiiri somut bir yaşantı sonucunda yazdım. Bir arkadaş ziyareti için yabancı bir ülkeye (yabancı sözünü de sevmem)  başka bir ülkeye gitmiştim. Annesinin kucağında ağlayan bir bebek gördüm. O yıllarda benim çocuğumda o yaşlardaydı. Tıpkı benim çocuğum gibi ağlıyordu. Bütün mimikleri, çığlıkları her şeyi aynıydı. O an dedim ki bu durumda şaşırılacak bir şey yok aslında. Bebek insanın özüdür. Dünyanın neresinde doğarsa doğsun diğerinden farkı yoktur. Bebek yaşamının ilerleyen süreçlerinde değişime uğrar. Değişim sonucu oluşan fark ise çevrenin etkisidir.”

Masum bir meraktır taşar içlerinden
Yanıtsız çoğu kez ve hazır bağışlamaya
Soralım kendi kendimize bazen
Layık mıyız çocuklarımıza?

Çocuklarımıza lâyık olmamız için daha çok okumamız daha çok çalışmamız gerekiyor. Ataol Behramoğlu’nun da bu konuda yetişkinlere bir mesajı var: “Çocuklarımızı anlamaya çalışalım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here