Okuldan, işten çıktıktan sonra eve giderken telefonumuza taktığımız kulaklık, bir tuş ile dünyamıza gelen Jose Saramago’nun “Ve o günden sonra hiç kimse ölmedi” diyerek ölümsüz eseri Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’u okumaya başlaması… Nerede o günler…

Yine de Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’u Saramago’dan dinleyememek, hiç dinleyememek anlamına gelmemekte. 1933 yılında ABD’de başlatılan ‘Sesli Kitap’ projesi, başlangıçta görme engelli nüfusun kitap okuma, dinleme oranına katkı sağlamak ve onların da bu keyiften, bilgiden faydalanmaları amacı ile oluşturulmuştur.

Ancak bugünlerde, projenin dünya ölçeğinde yaygınlaşması, seslendirilen kitapların çeşitliliğinin ve sayısının artması ve teknolojinin desteği ile kolay ulaşılabilir oluşu; dinleyici yelpazesine görme engellilerin yanına, trafikte araç kullanan, sabah okula ya da işe gitmek için toplu taşımada saatler harcayan insanların da katılmasına yol açtırmıştır.

Peki… Kitabı okumak mı, dinlemek mi? Bu soru birkaç yerde karşıma çıktı. Lâkin neden birisini seçmek zorunda olalım ki?

Kitabı okurken vurgulamaları kendimiz yaparız. Bu, yazarın kelimelerini zihnimizde, kendimize özgü bir biçimde bestelemek gibidir.

Kitabı okuduktan sonra zihnimizde yarattığımız bestenin dışında başka bir beste daha dinleyelim, isterim. Akşamleyin telefonumuza bir sesli kitap indirip, onu sabah işe veyahut okula giderken dinleyelim.

Başlangıç için kitap önerisinin benden olmasını isterim. Stefan Zweigın intiharından önce yazdığı son kitap olan Satranç, okuduğunuz zaman sizleri büyük bir gemi yolculuğuna oradan da geçmişe ve birçok olaya götürür. Böylesine bir kalem zihninizde kendi besteniz ile birleştiği zaman ise bambaşka bir tadı olur. Ancak bir de Okan Bayülgen’in sesinden dinleyin, isterim.

İyi yolculuklar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here